• TURKISH
  • ENGLISH
  • GERMAN
  • RUSSIAN
  • Arabic

Ali Kösedağ Sivas İş Dünyası Röportajı

Ali Kösedağ Sivas İş Dünyası Röportajı

Sakin bir ses tonu ve kendinden emin duruşu ile istediği hedefe ulaşmayı iyi bilen sektöründe bir marka yaratan Ali Kösedağ, Kösedağ Tel Örme A.Ş. ile 65 ülkeye ihracat yapıyor. Bugün bir dünya markası olan Kösedağ Tel Örme ve Çit Sanayi A.Ş.’nin başarısını Ali Kösedağ’dan dinledik.

Ali Bey öncelikle kendinizden ve firmanız Kösedağ Tel’den bahsedebilir misiniz?

Ben 1956, Sivas - Zara - Tödürge doğumluyum. Kösedağ Tel Örme’yi 1978’de kurdum. Türkiye’de Tel Örme Çit Sanayii unvanıyla kurulan ilk firmayız. Dolayısıyla Türkiye’deki tel çit sektörünün kurucusuyum. Tabii o zaman tel çit dediğimizde bugünkü anlayış ve ürünler yoktu. Oldukça basit sistemlerle uygulanıyordu. Şimdi birçok alternatif ürünlerle çok geniş bir sektör haline geldi. Tabii ki, o günden bugüne dek Kösedağ, bu sektörde hep öncüsü ve lideri oldu. Liderliği de devam ettiriyoruz.

Bünyenizde kaç kişi çalışıyor?

Fabrikamızda şu an üretimle ilgili 100 personel çalışıyor. Bunun dışında yurtiçinde ve yurt dışında da bayilerimiz var. Bizim bir özelliğimiz var; ürettiğimiz ürünlerle ilgili makinaları da kendimiz yapıyoruz. Örnek verecek olursak; yeni üretmek istediğimiz bir ürün vardı ve biz bu ürünü 30 kişilik insan gücüyle yapabiliyorduk. Bu ürünü yapabilecek makineyi Almanya’dan istediğimizde 3 milyon Euro’ya 2 yıl sürede yapacaklarını söylediler. Biz 7 ayda kendimiz yaptık. 24 tane akıllı servo motor ve 1261 komut yapan makinanın mekaniğine, yazılımına, donanımına kadar biz gerçekleştirdik. 30 kişinin yaptığı işi bugün 3 kişi yapıyor ve insan gücü sadece kontrol ediyor. Dolayısıyla biz kendi alanımızda dünyanın en ileri teknolojisiyle üretim yapıyoruz. Bazı ürünlerle ilgili makinalar da dünyada sadece bizde var. Hem tel çit üretiyoruz hem de bu tel çiti üreten makinaları kendimiz yapıyoruz.

Bu makinaları siz sadece Kösedağ olarak mı üretiyorsunuz, yoksa bir partneriniz var mı?

Biz makine üreticisi değiliz, ürettiğimiz makineleri kendimiz için yapıyoruz. Bu makinelerin satışını yapmayı düşünmüyoruz. Konuya dair yurtdışında birkaç teklif var; bu teklifleri değerlendiriyoruz.

Bu konudaki standartlarınız nelerdir?

Tabii biz bir kaliteyiz, markayız… Sektörde Türkiye’nin ötesinde, dünyada bilinen bir markayız. Dolayısıyla bayilerin bizim ürünlerimiz dışında ürün alıp satmaları veya üretmeleri söz konusu olmaz. Bunu ihlal eden bayimiz de olmuyor. Bugüne kadar sadece bir bayimizle böyle bir problem yaşadık. Onunla ilgili de yasal gereğini yaptık. Bizim için dolayısıyla en önemli şey; kalite. Biz bu kalitede taviz vermediğimiz için bugün bu noktalardayız.

Ürün yelpazenizde hangi ürünler bulunuyor?

Bizim sektörümüzde, Türkiye’de ve dünyada ürün gamı en geniş olan firmalardan biriyiz. Yani; örgü teli, kaynaklı teller, jiletli teller, panel, güvenlik paneli, jiletli panel yapıyoruz. Kapılar , geçici ve dekoratif çitler , yaprak çitler Geniş ürün yelpazemizle her kesime hitap ediyoruz. Yani bahçesinin etrafını çevirecek kişi için de, tarlasının etrafını çevirecek, villa , fabrika , sanayi çevresi ve güvenliğin söz konusu olduğu alanlarda ürünümüz mevcut. Ürün gamımızın geniş olması, bizi daha avantajlı hale getiriyor.

Sektörünüzü dünyayla karşılaştırdığınızda, neler söyleyebilirsiniz…

Biz kendi sektörümüzde oldukça iyiyiz. Dünyada olmayan ürünleri üretiyoruz. Örneğin, dünyada ilk olarak “tel çitte güneş enerjisiyle aydınlatma” bir Türk firmasına, yani bize kısmet oldu. BU proje için 3 yıl çalıştık. 127 tasarım, onlarca kalıp ve denemeler yaptık; sonunda mükemmel bir sisteme sahip olduk.

Alüminyumdan direkler yaptık. Paslanma, çürüme söz konusu değil. Normalde çitler direğe vida, cıvata, klips bağlantı elemanları gibi aksesuarlarla bağlanır. Biz, bunların hiçbirine gerek kalmadan geçmeli bir sistem geliştirdik. Alüminyumda metalin mukametini elde edecek dizayn yaptık. Dolayısıyla çok sağlam bir direk oldu ve bu direk tepesindeki sonar panellerle topladığı güneş enerjisi sayesinde gündüz topladığı enerjiyle gece aydınlatma yapıyor. Dünyada ilk olan bu projenin patenti de bize ait. Böyle bir projeye imza atmaktan çok gururluyuz. İngiltere’de katıldığımız bir fuarda, İtalya’dan, Fransa’dan, Almanya’dan bu konuda dünyanın en iyi firmaları sadece ve sadece bizim ürünlerimizi, buluşumuzu görmek için geldiler ziyaret ettiler.

Bize şunları söylediler; “Bizim ARGE’mizde 50-60 tane mühendisimiz var, biz böyle şeyleri nasıl yapamayız da siz nasıl yaptınız?” Şaşkınlıklarını açıkça ifade ediyorlar. Biz de bununla gurur duyuyoruz. Sektörde böyle yenilikler yapıp Türkiye’nin dışında dünyada örnek olan şeyler yapmak çok önemli. Çok çok gurur verici…

Daha önceleri Avrupa’daki ve dünyadaki ürünleri izleyip kendimizi geliştirmeye çalışırken bugün hiç olmayan şeyleri yapıyoruz ve onlar bizi takip ediyor. Olağanüstü bir avantaj yakaladık. Çitten sonra aydınlatma amaçlı açık alan yol, park, bahçe aydınlatmalarında da kullanmak amacıyla geliştirdik. Elektrik yok, kablo yok, hiçbir altyapı yok; entegre bir sistem. Güneş sistemiyle aydınlatma çok bilinen bir şey. Ama biz bundan çok farklı bir şey yaptık. Böyle sistemlerin bakımı, temizliği, onarımı yapılamadığı için kısa süre sonra problemler başlıyor. Bir müddet sonra da bu sistemler çalışmıyor. Bu projemizde güneş panelleri yaptık ve sistemler bakımını, onarımını rahat sağlamak için sistemi aşağı indirilebiliyor, temizliği bakımı yapılıyor.

Tekrar asansörlü sistemle yukarı çıkıyor. Bunu kendi enerjisiyle yaptığı gibi dışarıdaki herhangi bir müdahale ile de yapılabiliyor. Bu da dünyada bir ilk... Bununla ilgili de patentler aldık. Yakın gelecekte de yaygın bir biçimde kullanılacak; çünkü artık günümüzde temiz enerji, yeşil enerjiye olan ilgi, yoğunluk ve teşvik var. Biz de böyle bir ürünü sunacağımız için çok gururlu ve mutluyuz.

Hangi ülkelere ağırlıklı olarak ihracat yapıyorsunuz?

65 ülkeye ihracatımız var. Bu kadar ülkeye ihracat yapabilmeniz için kaliteniz, kapasiteniz, fiyatlarınız rekabetçi olmalı. Demek ki biz bu avantajları sağlayabiliyoruz ve bu trendi yakalamışız ki bu kadar ülkeyle çalışma fırsatımız oluyor. Tel çit sektörü bilinmeyen bir sektör olabilir ama bu alanda bir Türk firmasının ve ürünlerinin tercih edilmesi, Amerika’da, Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da dünyadaki irili ufaklı birçok ülkeye ihracat yapıyoruz olmak inanılmaz bir duygu. Bazen ihracat yaptığımız ülkelerin haritada yerini bile zor buluyoruz. Tabii ihracat ayrı bir keyif…

Bizim başka bir avantajımız hem fiziki güvenlik yapmamız hem de elektronik güvenlik yapmamız. Fizi-ki güvenlik ile elektronik güvenliğin entegrasyonunu sağlıyoruz. Yani bu ne demek? Bir çit yapıyorsunuz, bu çite birisi tırmanmaya veya çitten atlamaya çalışırsa algılama sistemleriyle algılanıyor ve alarm veriyor.

Diyelim 10 km’lik bir çevreniz var. Herhangi bir noktada müdahale olduğu zaman krokide ekranda müdahalenin geldiği yeri noktasal olarak görüyorsunuz. Kamera sistemiyle müdahaleyi izleyebiliyorsunuz.

Türkiye’de de böyle hem fiziki hem elektronik güvenliğini yaptığımız birçok önemli projelerimiz oldu, yapmaya da devam ediyoruz. Hedefimiz bu projelerin daha büyüklerini yurtdışında yapabilmek. Onun içinde gerekli bilgi, ürün, sistem, teknoloji, deneyim… Bunların hepsine sahibiz.

Üretiminizin yüzde kaçını ihraç ediyorsunuz?

Şu anda 65’ini ihraç ediyoruz. Hayata geçirmeyi düşündüğünüz başka proje ve yatırımlarınız var mı? Bizim makinalarımız yüksek kaliteye, kapasiteye ve verime sahip. Buna rağmen yerimiz ve makinalarımız yetmiyor. Alanımızı büyütme düşüncemiz var.

Kaç metrekarelik bir alan?

Mevcut alanımıza 9.000 m² ilave bir yer daha yapacağız. Orada da üretim gamımız, kapasitemiz daha da yükselecek. Tabii İstanbul’da, özellikle organize sanayide yer bulmak çok zor ve çok pahalı. İstanbul’da sanayinin olması da istenmiyor. İstanbul artık sanayi şehri olmamalı.

Sanayi şehri olmamalı derken de sanayiciye, yatırımcıya alternatifler sunulmalı. Bu anlamda organize sanayiler cazip. Tabii bir Sivaslı olarak gönlünüzden ne geçiyor diye sorarsanız Sivas’ta üretim yapmamız. Fakat Sivas’ta üretim için oradaki altyapının, ulaşımın, personelin, yan sanayinin, her şeyin buna uygun olması gerekir. Bu anlamda bir takım çalışmalar, teşvikler, organizeler var. Haksızlık da yapmamak lazım... İyi şeyler yapılıyor. Ama bunlar daha prensipli, düzenli, daha koordineli yapılabilir.



Devlet sanayi geliştirmek için ne yapmalı ?

Bir yere bir organize sanayi yapılıyor. Organize sanayide ilaççı, makinacı, ahşapçı, tekstilci de var. Yani ihtisas alanları oluşmamış. Aslında Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Bu ülkeyi yönetenlerin bunu görmesi lazım… Ülkemizde cazibe merkezlerinin oluşması lazım…

Örneğin, metalle ilgili Türkiye’nin şu bölgesi denilmeli ve o bölgede bu konuyla ilgili meslek okulu, üniversiteler, altyapılar oluşturulmalı. O sektördeki firmaların orada üretim yapmaları için teşvik edilmeli. Bir taraf tarımla ilgili, bir taraf hayvancılıkla, bir taraf plastikle, bir taraf elektronikle, bir taraf tekstille ilgili olmalı. Türkiye böyle ihtisas alanlarına bölünürse, bunların ulaşımı, lojistiği de sağlanırsa inanın Türkiye 5-10 yılda, dünyanın bu alandaki en gelişmiş ülkesi olur.

Bugün bütün dünyadaki yatırımcılar Çin’e gidiyor. Çünkü orada cazip olanaklar sağlanmaktadır. Peki bu cazip olanaklar Türkiye’de sağlansa Avrupalı yatırımcı ya da dünyadaki yatırımcılar Çin’e gidip yatırım yapar mı? Türkiye’de yapacağı yatırım, üreteceği ürünü 3-4 günde Avrupa’nın her hangi bir noktasına ulaştırması mümkün. Ama Çin’den 2 ayda geliyor. Dolayısıyla Türkiye stratejik açıdan en cazip ülkelerinden biri… Maalesef biz hala bunun farkında değiliz.

Dünya piyasasıyla her alanda rekabet edebildiğinizi söylediniz. Çin henüz sizin sektörünüze el atmadı mı?

İhracat yaptığımız 65 ülkeden biri de Çin. Siz eğer kaliteli ve teknolojik bir iş yapıyorsanız, onu her yere satma olağanız olur. Herkesin yaptığı bir şeyi yapıyorsanız çok zor… Eğer işinizi iyi yapıyorsanız başarılı sonucu yakalıyorsunuz. Tabii burada eğitim de çok önemli. Çalışanların eğitilmesi gerek… Çalışanlarımızla iletişimimiz patron-işveren şeklinde değil. Abi-kardeş, baba-evlat ilişkisi gibidir. Ben çalışanlarımın hiçbirini işçi gibi görmüyorum. Kendi ailemden biri gibi görüyorum. Fabrikamızda İşçilerin çoğu burayı kendi işi gibi görür. Ben de onları kendi ailem olarak görüyorum. Biz Abdüllatif Şener Bey’le beraber hükümet meydanında, Sivas’ta simit sattık. O günkü simitçi, bu ülkede başbakan yardımcısı oldu. Çok önemli görevler yaptı, çok da başarılı oldu. Ben de çok gurur duydum. Naçizane ben de bugün dünyada 65 ülkeye ihracat yapan bir şirketin sahibi oldum. Allah’a şükürler olsun, çok gurur verici . Çok mutlu da oluyorum. Ben o günleri tekrar yaşamak isterim. Ben bütün eşime dostuma çocuklarınızı çalıştırın diye tavsiye ediyorum.

Hangi sıklıkta Sivas’ı ziyaret ediyorsunuz?

Sivas’a sosyal etkinlikler, açılışlar olunca gidiyoruz. Sivas’ın bizim için unutulması mümkün değil. İnsanın çocukluğunu geçtiği yer bilinçaltında daima durur. Zaman zaman da orayı hissedersiniz. Sivas’a gittiğimde hem mutlu oluyorum hem üzülüyorum. Sivas daha iyi bir noktada olabilirdi.



Sivas’ın daha iyi bir noktada olmamasının sebepleri neler sizce?

Bunun birçok sebebi var. Demirçelik özelleştiği zaman, ben de yönetimdeydim. Ahmet Çuhadaroğlu başkanımızdı. Ahmet abi Allah uzun ömür versin. Çok değerli bir büyüğümüz, hemşerimiz. İş adamları grubumuzun da kurucusu…  Demirçeliği Sivaslılar olarak alalım, bunu Sivas’a kazandıralım dedik. Bunu için de teşebbüsler oldu. O günkü iktidarı, hükümeti ikna etmek gerekiyordu. Sağ olsunlar o dönemdeki bütün milletvekilleri, bakanlar, Sivaslı bürokratlar, herkes yardımcı oldu. Çünkü bu fabrika alınırken Ahmet Çuhadaroğlu ve Sadık Özgür gibi çok güven duyulan, sevilen sayılan sevilen iki büyüğümüz vardı. Bunlar kendilerini her yönüyle kanıtlamış ve Sivas’ın sevilen insanları. Dolayısıyla bu insanlar lokomotifliğinde bir iş yapılacağı zaman herkes destek oluyor, herkes sahip çıkıyordu. O dönem 50 milyon dolara yakın sermaye ile Sivas Demir –Çelik fabrikası yeni üniteler ilave edilerek dünyada çok az olan yüksek karbonlu çelik üretecek hale gelecekti.

Para toplanmaya başlandığı zaman herkes çok büyük hisseler almaya başladı. Hal böyle olunca daha da heyecanlandık. Daha sonra Sivas’ta genel kurul yapıldı. Ahmet Çuhadaroğlu ve Sadık Özgür yönetimden düşürüldü ve başkan değişti. Böyle olunca onların şahsına güvenip para veren insanlar, para vermekten vazgeçti. Para toplanamadı, o fabrika bugün bu hale geldi. Eğer sadece demir-çelik fabrikası şu boyutta çalışıyor olsaydı, bugün bu demirçelik fabrikasından dolayı çok sayıda yan sanayiler oluşacaktı. Bu ve bunun gibi şeylerden dolayı Sivas’ta sanayi çok gelişmiyor. Sanayilerde lokomotifler olur. Kayseri’ye baktığımız zaman birkaç firma vardır. O firmalar sayesinde Kayseri’de sanayi gelişmiştir. Konya’da, Antep’te de öyledir. Sivas’ta da demir-çelik gibi bir şans vardı. Kısmet değilmiş. Ona rağmen Sivas; doğasıyla, insanıyla güzel. Gittiğimiz zaman o duyguyu, o yoğunluğu yaşıyoruz.

Önümüzdeki zamanlarda neler değişebilir? Sizin düşündüğünüz herhangi bir proje var mı Sivas için? Sivas’ta açık kapanabilir mi?

Evet. Sivas maden konusunda zengin bir şehir… Madenciliği Sivas’ta geliştirmek mümkün olabilir. Sivas’a ulaşım daha da kolaylaşıyor. Demiryoluyla, havayoluyla, kara yoluyla… Sanayinin gelişmesi için önemli faktörler. İhtisas alanında Sivas’a bir yoğunluk verilme imkanı olursa çok değişebilir. Çünkü Sivas’ta demir, mermer, altın madenleri bulunmakta… Turizm, hayvancılık, tarımla ilgili de çalışmalar olabilir. Eğer Sivas’ta demir-çelik fabrikasıyla ilgili sonuç alsaydık, daha sonra Ulaş’taki çiftliği de dünyanın en önemli et, süt ürünleri entegre tesisi haline getirme gibi bir proje vardı. Tabi o proje gerçekleşmeyince bu proje de gelişmedi. Ümit ediyoruz bundan sonraki boyutlarda bir lokomotif sektör, firma, girişim oluşur. Sivas’ın sanayi bölgesi var.

Son olarak dergimiz aracılığıyla Sivaslı hemşerilerinize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

İstanbul’da 1.700.000 civarı Sivaslı nüfusu var. 643 tane kurulmuş dernek var. Belki Türkiye’de en çok ilçe derneği olan il, Sivas. İstanbul’da öyle. Bunların içinde en önemlisi, Sivaslı Sanayiciler ve İş Adamları Grubudur. Sivaslı Sanayiciler ve İş adamları grubu kurulduğu günden beri çok başarılı çalışmalar yapıyor. Sayın Ahmet Çuhadaroğlu gibi bir değerli şahsiyet başkanlığında Ben de o günlerde yönetimdeydim. Ahmet abiden sonra 2 dönem de ben başkanlık yaptım. Daha sonra Veysel Dursun Bey başkanlık yaptı. Mustafa Aydoğdu Bey başkanlık yaptı. Şimdi İsmail Gülle başkanlık yapıyor. İstanbul’da ilk defa bu kadar Sivaslı iş adamı bir araya geldi. Daha önceleri Sivaslılar bir araya geldiğinde dernekler, vakıflar biraz problem oluyordu. Siyasetin, politikanın girdiği yerde problem vardır. Aynı partili olsanız bile yine problem olur. Biz bunu önlemenin bir formülünü bulduk. O yüzden Sivaslı Sanayici ve İş Adamları Grubu çok başarılı oldu. Bugüne kadar da çok başarılı bir şekilde devam ediyor.